Popüler dizilerin öne çıkan karakterlerinin reklamlarda oynaması, eski bir gelenek. Dizideki karakterlerine benzer rollerle reklamda yer alan sanatçılar, dizi oynarken de markayı hatırlatır.
Etik tartışmalara sebep olan bu ikili durumun üstünde epey durulmuşsa da tartışmalar, dizi karakterlerinin reklam filmlerinde oynamasını engelleyemedi. Son dönemde Avrupa Yakası'nın Dilber Hala'sı (Binnur Kaya), Yalancı Romantik'in Ahmet'i (Hakan Yılmaz) ile İpek'i (Ebru Cündübeyoğlu) reklamlarda oynarken şimdi de Ezel'in Kerpeten Ali'si (Barış Falay) de reklam oyuncuları kervanına katıldı. Dizideki psikopat katil karakterini başarıyla canlandıran Falay, hepsiburada.com'un reklam filminde yine benzer psikopat tavırlarıyla kendini gösteriyor.
Ezel'in hikâyesi, acımasız erkeklerin dünyasında geçiyor. Bundan dolayı erkek karakterlerin tümü baskın. Dizinin başarılı olmasında başrol oyuncusu Kenan İmirzalıoğlu'nun boyu, posu, karizması çok etkinse de en az onun kadar başarılı olan Kerpeten Ali, Cengiz Atay (Yiğit Özşener) ve Ramiz Karaeski (Tuncer Kurtiz) gibi erkek karakterler de var. Sıralamalarda listenin en başında yer alan dizinin olmazsa olmazı Ali Kırgız, dizideki karakterini çağrıştıran bir senaryoda hepsiburada.com'un reklamında oynuyor. Barış Falay, nam-ı diğer Kerpeten Ali hepsiburada.com'dan gelen paketi teslim aldıktan sonra sevinçle dans edip neredeyse taklalar atıyor. Bana göre de Ezel dizisindeki karakterinin de karizmasını çizdiriyor.
Hepsiburada.com, 'Seni heyecanlandıracak her şey bu kutunun içinde' mesajıyla kampanyasını yaparken, pek heyecanlanmayan Kerpeten Ali'yi bile heyecanlandırabileceğini iddia ediyor. Böyle bakınca reklamın hem oyuncu seçimi hem de oyunları çok başarılı. Şimdi sadece şu sorulara cevap vermek kaldı: 'Erkek adam kıvırmaz' anlayışındaki Türk izleyici, Ezel'i izlerken kıvrak figürlerle dans eden Kerpeten Ali'nin ciddiyetine bundan böyle nasıl inanacak? Ve sahiden kutunun içinde bir psikopatı bile bu kadar heyecanlandıracak ne var?
-----------------------------------------------------------------------
Tesadüften öte, benzerlik olunca
Reklam dünyasında benzerlikler olur. Bu, bazen aynı fikrin, aynı zamanda farklı akıllara gelmesinden, bazen de 'kör parmağım gözüne' biçimindeki yaklaşımlardan olabiliyor. İşi reklam ajansları yapıyor ama kopya olduğu söylenen reklamın tepkileri daha çok markaya dönüyor. Son dönemde de satış politikasından fiyatına, patronu Ali Sabancı'dan reklam uygulamalarına kadar özgün olan Pegasus Havayolları'nın reklamı için de böylesine bir saptama yapıldı. Masa üstünde yapılan fiyat, mil ve de avantaj söylemlerinin ötesine geçerek bir prodüksiyon yapan Pegasus, sosyal mecrada kullanmayı planladığı reklam filminin bir benzeri Beattie McGuinness Bungay London'ın Thompson Havayolları için yaptığı reklam filmine benziyordu. Pegasus'un Facebook'taki resmi hayran sayfasında yayınlanan video, sosyal mecranın reklamcı profesyonellerinin gözünden elbette kaçmadı. Her iki filmde de 5-6 yaşlarındaki küçük çocuklar uçak içi rutin bilgilendirme sürecine öykünerek güvenilirliklerini anlatıyordu. Benzerliği aşarak aynılık düzeyine ulaşan reklama ilişkin bir irdeleme yaptığımızda akla birkaç nokta geliyor: Filmin bu denli benzer olduğunu Pegasus yönetimi bilmiyordu ya da nasıl olsa sosyal mecrada yayınlanacak deyip duruma pek aldırmamıştı!
İki reklam filmi arasındaki benzerlikleri görmeniz için iki şirketin filmlerine ulaşabileceğiniz linkleri vermek istedim. Ancak Thompson'un linkine ulaşmam mümkün olurken, (http://olcaytocengiz.com/2009/08/02/thomson-havayollari-ucus-guvenlik-filmi-thomson-airways-in-flight-safety-film/:), Pegasus'un linkinde, birkaç kez denememe rağmen yayında olmadığına dair bir notla karşılaştım. (http://www.facebook.com/video/video.phpv=253514555684&ref=nf)
Bu durumda ya Pegasus yönetimi duruma el koydu ya da bağlantıda teknik bir arıza yaşadım. Eğer Pegasus bu benzerliği onaylamayıp filmi yayından çektiyse yöneticilerini gerçekten kutlamak gerek.
--------------------------------------------------------------------
Sigortacılık zor, ürünlerini anlatmak daha da zor
Aksigorta 50. yılını kutlarken üstünde düşünülmesi gereken bir reklam kampanyası yapmış. Yere düşerek ayna misali tuzla buz olan anahtarla evi, röntgen filmiyle sağlığı, plakayla otomobili ve ipek bluzla da işyerinin sigortalanmadığı takdirde neler yaşanabileceğini anlatan film dikkat çekici. Çekim tekniği açısından da başarılı olan ve 'Acaba nasıl yaptılar?' dedirten filmde, objeler kırılırken tüm ayrıntılar düşünülmüş. Öyle ki kırılan bluzun düğmesi adeta ekrandan fırlıyor.
Filmin mesajına gelince, izleyenler ne düşündü bilmiyorum ama bendeniz Aksigorta filmini izlerken dünyanın fani, malın mülkün de geçici olduğunu düşündüm. Ancak unutmadığım bir şey daha 'canın yongasının mal' olduğu. Aksigorta da bu mesajdan yola çıkarak bir 'hayat bilgisi' dersi vermiş. Sigortacılıkla uğraşanların işi gerçekten çok zor. Sigorta şirketleri ürünü satarken kaderin pek çok cilvesinden söz etmek, bir nevi felaket tellallığı yapmak durumunda. Satışı yapmak için müşterisine geleceğe ilişkin mutsuz bir tablo çizmiş oluyor. Hizmeti satın alan sigortalı ise bir olumsuzluk sonrasında hakedişinin tamamını alırken bile mutsuz. Sigorta şirketleri son dönemde ürünlerini tanıtırken gülümseten anlatımlar seçiyorlarsa da böylesine çetrefilli bir hizmetin alıcılarını korkutmadan ürünü anlatmak mümkün değil. İş zaten bu kadar zorken reklamcılar ne yapsın?
--------------------------------------------------------------------------------
Abur cuburun sağlıklısı olur mu?
Tadım'ı nasıl bilirsiniz?' diye sorsam muhtemelen çoğunuz 'Paketlenmiş kaliteli çerez markasıdır.' diyeceksiniz. Ayrıca market raflarında 'atıştırmalık' olarak tanımlanan sektörün önde gelen oyuncularından biri de diyebilirsiniz. Tadım, son dönemde atıştırmalık ürünlerine 'bar' tabir edilen yeni bir ürün çeşidi daha kattı. Tadımca adını verdiği bu yeni barlara sektörünün pek sevmediği bir 'jargon' ile hem 'abur cubur' diyor hem de sağlıklı beslenme trendi giderek yükselir ve de annelerin 'abur cubur yiyip yemek yemiyorsun' söylemleri artarken 'sağlıklı abur cubur' mesajıyla reklam yapıyor. Bu mesajı bir anne olarak çok sağlıklı bulmasam da markanın gençlerin yanı sıra anneleri de hedef kitle olarak aldığını, 'Nasıl olsa abur cubur yiyorlar, en azından sağlıklısını yesinler.' diyerek yakalamaya çalıştığını da düşünüyorum. Çünkü çocuklar abur cuburun sağlıklısını değil, lezzetlisini seçiyor. Öte yandan Tadımca'nın ürün vaadini iletmek için seçtiği yolu da Ülker'in 'Herkesin bir mutlu anı vardır' konseptine benzetiyorum. Tadımca'nın 'bir anlık mutluluk' yaklaşımı da benzer bir yoldan hedefe gidiyor.
Bu saptamalardan sonra kampanya döneminde reklamveren-ajans arasında bir türlü nihayetlenmeyen bir onay süreci olduğunu da söylemeliyim. Sonuç olarak, Tadım tarafının, Ülker reklamına bakarak benzer bir çalışma yaptı demek doğru olmaz. Tadımca reklamları senaryosu hazırlanmış çekiliyorken Ülker'in 65. yıl reklamları yayınlanmış da olabilir. Peki, bunun bir çözümü yok mu? Var ama biraz külfetli, bitmiş filmi rafa kaldırıp yenisini yapmak.
Kaynak: Zaman.com.tr