Dor Dora Reklamên Kurdîye
(Sahne sırası Kürtçe reklamların)
"Pîne: Bistîne, bixwîne, bigerîne... Pîne", "Ji bo rastiye ziman; ji bo fehm kirine dil lazim e", Bir reklamcıysanız ve bir önceki cümlede yazılı Kürtçe reklam sloganlarından bir şey anlamadıysanız artık işiniz "zor" demektir. Çünkü Kürtçe TV kanalı TRT Şeş'in açılmasından sonra şimdi reklam sektöründe "Kürtçe reklam" paniği yaşanıyor. Yapılmalı mı yapılmamalı mı tartışmaları süredursun ilk Kürt reklam ajansı açıldı bile. Reklamveren ise ürkek ve temkinli...
Kürtçe bilmeyenler için hemen açıklayalım: yukarda yazılı ilk slogan yıllar önce kapatılan Pîne adlı bir Kürtçe mizah dergisinin sloganı. Anlamı ise şöyle: Pîne: al, oku, dolaştır... İkinci soğan ise Radikal gazetesi için TRT Şeş'te yayınlanmak üzere hazırlanan ancak kanalın reklam yayını daha başlamadığı için bekletilen bir reklama ait ve "Doğruyu söylemek için dil, anlamak için yürek gerek" anlamına geliyor.
Devrim günlerinden geçiyoruz... Dünyanın birçok bölgesinde daha birkaç yıl öncesine kadar "tabu" olarak görülen "imkânsızlık simgeleri" bir bir yıkılıyor. Bir dönem derisinin renginden dolayı Amerika'da ikinci sınıf olarak görülen siyahî vatandaşlardan biri bugün ülkenin en tepesine, Beyaz Saray'a kurulmuş durumda. Buna benzer bir devrimin Türkiye'deki adı ise TRT Şeş. 45 yaşını geride bırakan TRT sonunda ön yargılarını bir kenara bıraktı ve bu yaştan sonra halkının önemli bir bölümünün konuştuğu bir dili öğrenip yayına başladı. Başbakan Erdoğan da kanalın açılış gecesi ekrana çıkıp daha önce ismi bile ağza alınmayan bir dilde yani Kürtçe olarak "Hayırlı olsun" dedi ve bu dile İade-i İtibar'da bulundu.
TRT 6'nın siyasi arenada yarattığı etki şöyle dursun kanalın açılması pazarlama sektöründe de şimdiye kadar üstü kapatılan bir takım konuları gün yüzüne çıkardı. Elbette bu konuların başında etno-marketing ve Kürtçe reklam geliyor. Öyle ya, artık Kürtçe yayın yapan bir TV kanalı olduğuna göre ve bu kanal 20 milyondan fazla bir hedef kitleye seslendiğine göre neden bu dilde reklamlar da yapılmasın? Hem zaten düşünün, Kürtçe konuşan Kürtçe düşünen bir kitleye Türkçe konuşan bir marka ne kadar dokunabilir? Sizinle aynı dili konuşmayan bir markaya ne kadar sadık olabilirsiniz? Bir de "lovemark" kavramı var elbette. Tüketicisiyle aynı dili konuşmayan bir marka "lovemark" olabilir mi?
Cesaretin var mı?
Türkiye'de bugüne kadar tabu olarak görülen ve her konu açıldığında başta reklamveren olmak üzere bir çok iletişimcinin üzerini kapamaya çalıştığı etno-marketing kavramı asılında yıllardır dünyanın birçok yerinde sıklıkla kullanılan bir pazarlama yöntemi. Almanya'da markalar 3 milyona yakın Türk nüfusu için yoğun olarak Türkçe reklam ve pazarlama kampanyaları yaparken Amerika'daki reklam pastasının yüzde 15'ini Hispanik'ler için yapılan tanıtım çalışmaları oluşturuyor. Farklı etnik grupların yaşadığı İspanya gibi ülkelerde de durum bundan pek farklı değil.
Türkiye'de yaşayan Kürt kökenli vatandaşların sayısı, gayri resmi rakamlara göre 20 milyondan fazla. Daha gönlü markalar tarafından fethedilmemiş bu devasa kitle, yatırımcıların ağzını sulandırsa da yıllardır Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi durum yatırımcıları ve reklamverenleri etno-marketing yapma konusunda ürkütüyordu.
Beyaz Türklerin hakim olduğu reklam sektöründe bu konudan bahsetmek daha birkaç yıl öncesine kadar büyük cesaret gerektiriyordu. Ama cesaretli pazarlamacılarda yok değildi. Bu isimlerin başında da Marka Danışmanı Güven Borça geliyor. 2002 yılında Marketing Türkiye'de yayınlanan yazısında şunları söylüyordu Borça: "Birkaç yıl önce bazı arkadaşlarıma, eninde sonunda bu ülkede Kürtçe reklamlar izleyeceğimizi, üzerinde birinci veya ikinci dil olarak Kürtçe bir şeylerin yazdığı ürün ambalajlarını raflarda göreceğimizi, bunun ticaretin doğası gereği olduğunu söylediğimde herkesin gerildiğini ve fazla bir yorum yapmadığını hatırlıyorum. Birkaç ay önce bir seminerde bunu ilk defa tanımadığım insanlara söylediğimde de aynı tepkiyi aldım. Katılımcılar ‘Kapat şu konuyu' der gibi yüzüme baktılar, kimse bir şey demedi. Birkaç hafta önce görüşlerine değer verdiğim bir reklamcı arkadaşıma, "Böyle bir konu var aklımda, ne dersin, zamanı geldi mi" diye sorduğumda ilk tepkisi "Ne gerek var" şeklinde oldu. Sonra detaya girdikçe durumu kavradı ve bunun ilginç bir yazı olacağını söyledi. Ben de zamanı gelmiş diye oturdum yazmaya."
Bu yazısına karşın Borça, adını açıklamadığı arkadaşının kim olduğunu ancak 4 yıl sonra yazdığı bir makalede açıklama cesareti buluyordu. O reklamcı arkadaşı "Serdar Erener"di. İşte bu derece hassas bir konuydu etno-marketing. Şimdi ise sektörde ilk hangi kurumun cesaret edip Kürtçe reklam çekeceği, markaların artık bu köhnemiş ön yargıyı aşıp aşamayacağı konuşuluyor. Eğer Kürtçe pazarlama dili olarak kabul edilirse bu Türkiye'de özel televizyonların açılmasından sonra reklam sektörünün yaşadığı en büyük açılımı oluşturacak gibi.
Şimdi sıra sektör uzmanlarında; bakalım onlar ne diyor...
Etnik pazarlama ve Kürtçe reklamlar konusunda uzman görüşleri 1 Şubat tarihli Marketing Türkiye'de...
·
29.01.2009
·
1530
kez okundu
Kürt halkının yıllar yılı verdiği bedelleri göz ardı etmek insafsızlık olur. Analar çocukları ike hapishane parmaklıklarından Kürtçe konuştukları hakarete maruz kaldı dövüldü.. Ve bu dram hala kanıyor.. Bütün bu sorun orta yerde duruken Kürtçe'nin pazarlanmasına başlanması oldukç aacı...
bence yerinde bi karar, çünkü ürünleri kullanan tüketicilerin arasında kürt vatandaşlar da var. durum böyle olunca mantık devreye girer ve yakında kürtçe ya da ilk etapda kürtçe dublajlı reklamları izlemek çok yakın. bakalım ilk reklam veren kim olacak!
Reklamcılardan ziyade Reklamveren böyle bir açılıma ihtiyaç duyar mı, bence asıl nokta bu.